harunbozkurt66 @ hotmail.com

Vatan Hasretini Anlatmak Yetmez: Peki Biz Nerede Duruyoruz?

Harun Bozkurt | Ajans Ahıska

Kırım Haber Ajansı’nda yayımlanan “1944 Sürgünü’nden ilk direnişe: Vatanımıza dönme fikrinden asla vazgeçmemeliyiz” başlıklı haber, yalnızca Kırım Tatarlarının tarihine ve mücadelesine ilişkin bir hatırlatma değil, aynı zamanda Ahıska Türkleri için de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesaj taşıyor.

Çünkü bazı haberler okunup geçilmek için değil, insanın kendisine soru sormasını sağlamak için vardır.

Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüş ülküsünü yaşatma iradesine baktığımızda, kendimize şu soruyu sormadan edemiyoruz: Biz Ahıska Türkleri olarak nerede duruyoruz?

Aynı acı, farklı duruşlar…

Kırım Tatarları da Ahıska Türkleri de sürgünün, ayrılığın ve vatan hasretinin ne demek olduğunu iyi bilen halklardır. Her iki halkın hafızasında da geride bırakılan evler, koparıldığı topraklar, yarım kalan hayatlar ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir vatan özlemi vardır.

Ancak ortak acılar, kendiliğinden ortak bir gelecek inşa etmiyor. Tarihî hafıza, ancak bir iradeye, hedefe ve sürekliliğe dönüştürülebildiğinde geleceği şekillendirebiliyor.

İşte tam da bu noktada Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüş konusundaki kararlılığı, Ahıska Türkleri açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir örnek oluşturuyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Sürgünü anıyoruz. Büyüklerimizin yaşadıklarını anlatıyoruz. Her yıl acılarımızı hatırlıyor, kaybettiklerimizin ardından dualar ediyoruz. Bunların hepsi kıymetli ve vazgeçilmezdir. Fakat şu soruyu da dürüstçe sormalıyız: Hatırlamakla yetiniyor muyuz, yoksa hatırladıklarımızı geleceğe yön veren bir iradeye dönüştürebiliyor muyuz?

Vatan yalnızca konuştuğumuz bir hatıra mı?

Ahıska Türkleri dünyanın farklı ülkelerine dağılmış durumda. Farklı coğrafyalarda hayat kurduk, çocuklarımızı büyüttük, yeni imkânlar elde ettik. Elbette yaşadığımız ülkelerde huzur içinde yaşamak, ailelerimizin geleceğini güvence altına almak ve bulunduğumuz toplumlara katkı sunmak önemlidir.

Fakat bütün bunlar, tarihimizle ve vatanımızla kurduğumuz bağı hangi noktada tuttuğumuz sorusunu ortadan kaldırmıyor.

Vatan sevgisi yalnızca türkülerde, şiirlerde, anma programlarında ve sosyal medya paylaşımlarında mı yaşayacak? Yoksa çocuklarımıza aktaracağımız bir bilinç, kurumlarımızda yaşatacağımız bir hafıza ve geleceğe ilişkin sorumluluklarımızın temel bir parçası mı olacak?

Bir başka ifadeyle, Ahıska’yı yalnızca geçmişte kalan bir memleket olarak mı anlatacağız, yoksa tarihî kimliğimizin ve ortak hafızamızın ayrılmaz bir parçası olarak mı yaşatacağız?

Bu soruların cevapları, yalnızca bireylerin duygularında değil, toplum olarak ortaya koyduğumuz işlerde saklıdır.

Birlik söylemde mi, eylemde mi?

Ahıska Türkleri olarak birlikten sıkça söz ediyoruz. Birlik mesajları veriyor, dayanışmanın önemini vurguluyoruz. Ancak bir topluluğun gerçek gücü, birlik kelimesini ne kadar sık kullandığıyla değil, ortak meselelerinde ne ölçüde bir araya gelebildiğiyle anlaşılır.

Ortak tarihimizin belgelerini korumak için ne yapıyoruz? Sürgünü yaşamış büyüklerimizin tanıklıklarını kayıt altına alabiliyor muyuz? Gençlerimize Ahıska’nın tarihini yeterince öğretebiliyor muyuz? Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Ahıska Türkleri arasında kalıcı bir iletişim ve iş birliği kurabiliyor muyuz?

Daha da önemlisi, vatan meselesini kişisel tartışmaların, kurumsal rekabetlerin ve günlük anlaşmazlıkların üzerinde tutabiliyor muyuz?

Bu soruları sormak kimseyi suçlamak değildir. Aksine, kendimize karşı dürüst olmanın ve geleceğimizi ciddiye almanın gereğidir.

Çünkü birlik, yalnızca aynı geçmişe sahip olmak değil; ortak geleceğimiz için sorumluluk üstlenmektir.

Gelecek nesillere ne bırakacağız?

Bugün çocuklarımıza sürgünü anlatıyoruz. Peki yarın onlar bize ne soracak?

“Ahıska neresi?” diye sorduklarında onlara yalnızca haritada bir yer mi göstereceğiz? Yoksa ailelerimizin hatıralarını, tarihimizin izlerini, kültürümüzü ve bu topraklarla kurduğumuz bağı da aktarabilecek miyiz?

Çocuklarımızın Ahıska’yı tanıması, tarihini öğrenmesi ve kimliğini sahiplenmesi için bugünden ne kadar emek veriyoruz?

Bir milletin geleceği, yalnızca geçmişte yaşadığı acıların büyüklüğüyle belirlenmez. O acılardan nasıl bir bilinç çıkardığı, hafızasını nasıl koruduğu ve genç kuşaklarına ne bıraktığı da belirleyicidir.

Eğer geçmişimizi yalnızca belirli günlerde hatırlıyor, yılın geri kalanında onu gündemimizin dışına itiyorsak burada hepimizin düşünmesi gereken bir eksiklik vardır.

Vatan hasreti, anlatıldıkça anlam kazanır; fakat gelecek nesillere aktarılmadığında zamanla yalnızca bir hatıraya dönüşme tehlikesi taşır.

Dönüş ülküsü: Bir temenni mi, ortak bir mesele mi?

Burada önemli bir ayrımı da gözden kaçırmamalıyız. Vatanına dönüş düşüncesini yaşatmak, yalnızca güçlü cümleler kurmakla olmaz. Böyle bir ülkü; tarihî gerçekleri doğru anlamayı, hukuki ve diplomatik süreçleri bilmeyi, uluslararası gelişmeleri takip etmeyi, ortak aklı geliştirmeyi ve gerçekçi bir gelecek perspektifi oluşturmayı gerektirir.

Her şeyden önce, Ahıska Türklerinin vatan meselesinin toplumumuzun ortak hafızasında ve gündeminde nasıl bir yer tuttuğunu konuşabilmeliyiz.

Bu konuda farklı görüşler bulunabilir. İnsanların yaşadığı ülkeler, şartları ve gelecek beklentileri aynı olmayabilir. Ancak farklılıklarımız, tarihimiz hakkında konuşmamıza ve ortak meselelerimiz üzerinde düşünmemize engel olmamalıdır.

Mesele, herkese aynı cümleyi söyletmek değil; ortak geçmişimizi ve geleceğe ilişkin sorumluluklarımızı samimiyetle tartışabilmektir.

Kırım Tatarlarının verdiği mesajı da bu çerçevede okumalıyız: Bir halkın kendi vatanıyla kurduğu bağ, yalnızca geçmişte yaşananlarla değil, bugün o bağı yaşatmak için gösterdiği iradeyle de ilgilidir.

Şimdi kendimize dönüp bakalım…

Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüş ülküsünü gündemde tutan sesini duyduğumuzda, bunu yalnızca başka bir halkın mücadelesi olarak mı değerlendireceğiz? Yoksa kendi tarihimiz, kendi sorumluluklarımız ve kendi geleceğimiz üzerine düşünmek için bir fırsat olarak mı göreceğiz?

Biz Ahıska Türkleri, vatan hasretimizi anlatmaya devam edeceğiz. Fakat bunun yanında tarihî hafızamızı korumak, gençlerimizi bilinçlendirmek, ortak meselelerimizde dayanışmayı güçlendirmek ve geleceğe ilişkin düşüncelerimizi somut çalışmalarla desteklemek zorundayız.

Çünkü bir halkın geleceği, yalnızca geçmişte neler yaşadığıyla değil, bugün ne yaptığıyla da şekillenir.

Kırım Tatarlarının sözü bize bir soru bırakıyor: Onlar vatanlarına dönme fikrinden vazgeçmemeyi konuşurken, biz Ahıska Türkleri olarak kendi vatan meselemizi ne kadar ciddiyetle ele alıyoruz?

Bu sorunun cevabını başkalarından beklemeyelim. Önce kendimize soralım.

Zira vatan, yalnızca özlenen bir yer değildir. Aynı zamanda hatırlanması, anlatılması, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gereken ortak bir sorumluluktur.

Ahıska’yı yalnızca özlemimizde mi yaşatacağız, yoksa ortak geleceğimizin bir parçası olarak da mı ele alacağız?

Bu soruyla yüzleşmenin zamanı gelmedi mi?

“Vatan hasreti çekmek başka, vatan meselesini sahiplenmek başkadır. Ahıska Türkleri olarak artık yalnızca nereden geldiğimizi değil, Ahıska için ne yaptığımızı da konuşmalıyız.”